Ana Sayfa
/ 2 »

  1. Sosyolojinin ana konusu toplumdur. Dar anlamıyla Sosyoloji toplumun yapısına, toplumsal kurumlar, toplumsal ilişkiler, sosyal grup, kültür ve bu unsurlardan meydana gelen değişme ve gelişmelerdir.

    Sosyolojinin amacı, toplumların değişimini, gelişimini, yapısını araştırmak, yapılan araştırma ve açıklamaların ortaya çıkardığı bilgilere genellemeler yapmaktır.

    Ferde ait sorunlarla ilgilenmez, pozitif bir bilimdir, toplumun bütünüyle ilgilenir, diğer bilimlerle bağlantı içindedir.


    Kaynak: http://stu.inonu.edu.tr/~oturkoglu/s.htm
    (egitlopedi , 2006-10-11 11:03:07)
  2. Sosyoloji insan toplumlarını bilimsel,sistematik ve eleştirel olarak inceleyen sosyal bir bilimdir. Bu sosyolojinin en genel düzeyde tanımlanmasıdır. Sosyolojinin araştırma konusu toplum ve toplumsal yaşamla ilgili olgu ve olaylardır. Toplumun yapısı, organizasyonu, değişimi, işleyişi, ... sosyolojinin ilgi alanı içine girer. Toplumun yapısını keşfetme, toplumdaki grupları bir arada tutan veya onları birbirinden ayıran, uzaklaştıran güçlerin neler olduğunu ortaya koymak, toplumsal yaşamı değiştiren ve dönüştüren koşulları belirlemek, insanlar arası ilişki ve etkileşimlerin yapısı ve işleyişi ile ilgili kural ve ilkeleri ortaya koymak, sosyal davranışı toplumsal bağlam içerisinde açıklamak,.... sosyolojinin en temel amaçları arasında yer alır.

    Yukarıda da ifade edildiği gibi toplum ve toplumsal yaşamla ilgili olgular (evlenmek, boşanmak, göç, kentleşme,suç,terör, spor,....)sosyolojinin araştırma konusunu oluşturur. Toplum sosyolojik açıdan sosyal bir gerçekliktir. Ancak bu gerçeklik, fiziksel bir gerçeklik gibi doğrudan algılanan ve deneyimlenen bir gerçeklik değildir. Sosyal gerçeklik insanlar arası ilişki ve etkileşimleri, grup yaşamını, gruplar arası ilişkileri, kültürü, sosyal kurumlar ve tüm bunların insanların sosyal davranışları üzerindeki etkilerini anlatan bir kavramdır. Bu bağlamda sosyal gerçeklik sosyal davranışlarımızı şekillendiren sosyal bir güç olarak tanımlanabilir. Örneğin; nasıl mevsimler faaliyetlerimizi, giysilerimizi ve yaşamla ilgili seçimlerimizi etkileyebiliyorsa , sosyal gerçeklikte sosyal davranışlarımızı biçimlendirir.

    İçinde yaşadığımız toplumun ekonomik yapısı, aile düzeni, kültürü, yönetim biçimi, nüfusu, dini, ahlak anlayışı.... sosyal davranışlarımızı şekillendirir. Örneğin; hangi partiye oy verdiğimiz, eş seçimimiz, yaptığımız meslek , boş zamanları değerlendirme biçimimiz ,?toplumsal koşullardan etkilenir.

    İnsan davranışları üzerinde toplumsal koşulların etkili olması sosyal davranışın çözümlenmesinde, toplum ve toplumsal yaşamla ilgili olgu ve süreçlerin bilinmesini önemli bir hale getirmiştir. Bu çerçevede sosyoloji daha özel olarak sosyal davranışı açıklamayı amaçlar.Sosyal davranış toplumsal bir bağlamı içeren, diğer insanların davranışlarını içeren ve /veya çağrıştıran örgütlü insan eylemleri olarak tanımlanabilir. Örneğin; bir fabrikada çalışan işçilerin veya bir okulda ders anlatan öğretmenlerin davranışları sosyal davranışlardır.

    Sosyoloji, sosyal davranışı çözümlemek için sosyal davranışın bağlamını, yine en genel düzeyde toplumu ve onunla ilişkili olgu ve süreçleri dikkate almak durumundadır. Sosyolojiye özgünlüğünü ve önemini kazandıran da budur. Toplumsal çözümlemede toplumsal bakış açısını içermeyen bir sosyoloji anlayışı oldukça eksiktir. Bu nedenle toplum ve toplumsal yaşam üzerinde biraz ayrıntılı durmanın gerekli olduğunu düşünüyoruz.

    Bilindiği gibi insanlar toplum içinde yaşayan sosyal varlıklardır. Toplum halinde yaşamak insan için zorunlu, kaçınılmaz ve onun doğasıyla ilgili bir özelliktir. İnsanların sosyal varlık olduğu; yani diğer insanlarla ilişki kurarak bir arada bulunması bir çok filozof ve sosyologun paylaştığı temel bir fikirdir.

    İnsanın sosyal bir varlık oluşu , toplumun hem bir nedeni ve hem de bir sonucu olarak ortaya çıkar. İnsanların yapısı ve mahiyeti (temel özelliği) onların bir arada yaşamasını gerektirmiş ve böylece toplum hayatı ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda toplum hayatı da insanları tarihsel süreç içerisinde değiştirmiş ve insanların toplumsal yaşamdan etkilenen ve hatta belirlenen varlıklar olması üzerinde etkili olmuştur. Ancak burada önemli olan insan mı?, toplum mu?, ayrımı değil, insan ve toplum arasındaki etkileşimdir. İnsan ve toplum bir bütünün iki önemli yüzü ve gerçekliğidir.

    Toplum yapısı çeşitli türden grupları ve bu grupların organizasyonunu içerir. Sosyolojik açıdan toplum en büyük, en karmaşık ve en gelişmiş sosyal gruptur. Toplumu bir tür gruplar ağı veya organizasyonu şeklinde ele almak olanaklıdır. Coser (1985:3)?a göre toplum, örgütlü insan grupları arasındaki etkileşim kalıplarına verdiğimiz bir isimdir. Gruplar içinde ve gruplar arasındaki etkileşimin örüntülenmesi veya kalıplaşması toplumsal yaşamın düzenliliğini işaret eder. Oldukça karmaşık toplumlar da bile sosyal yaşamın dikkatli bir gözlemi, toplumsal yaşamda kaos ve kargaşa yerine düzenliliğin olduğunu ortaya koyar. Örneğin; sabahleyin evimizden ayrılıp işimize giderken genellikle içinde yaşadığımız sosyal dünyanın dünkü gibi olacağını umarız veya böyle bir beklenti içinde yaşarız. Bu düşünüş toplumsal yaşamın öngörülebilirliğini de ifade eder. Ancak, sosyal yaşamın bu düzenli yapısı onun şaşırtma, uyumsuzluk, gerilim ve sosyal gruplar arasındaki çeşitli türden anlaşmazlıkları içermemesi anlamına gelmez. Sosyal yaşam bu ve benzeri süreçleri de içermesine rağmen tüm bu süreç ve oluşumlar belirli kural, ilke ve kalıplarla ortaya konur. Örneğin;işçi ve işverenler arasındaki çatışmalar ve anlaşmazlıklar sendika, grev, lokavt toplu iş sözleşmesi gibi kurum ve örgütlenmelerle düzenlenmiştir. Çatışmaların topluluğun istikrarını bozduğu durumlar genellikle bir değişim durumunu ifade eder. Bu sürecin yöneldiği durum göreli de olsa yeni bir denge veya istikrardır.

    Toplum kavramı sosyolojide merkezi bir kavramdır. Sosyal grup boyutu kadar diğer boyut ve özellikleri de vardır. Giddens (2002:621)?a göre bir toplum belirli bir toprak parçasında yaşayan , ortak bir politik otorite sistemine tabi olan ve çevrelerindeki çeşitli gruplardan (toplum) ayrı bir kimlikleri olduğunun farkında olan bir insan grubudur. Giddens?ın bu tanımı açısından örneğin; Türk toplumu, İngiliz toplumu, Amerikan toplumu,... bir toplumdur.

    Toplum kavramının çözümlenmesinde kültür ve kurumlar da önemli bir yere sahiptir.Kültür toplum yaşamının kurucu ögelerinden birisini oluşturur. Toplumsal yaşamın çeşitli alanları kültürle bir yapıya bir düzene kavuşur. Bauman (1998:163) kültürü ? yapay düzen kurma işi? olarak tanımlar. Bu yapay düzen insanın toplum halinde yaşamasının zorunlu bir sonucu veya gereği olarak ortaya çıkar ve insan ilişkilerini düzenleme, insanların çeşitli türden ihtiyaçlarını karşılama işlevlerini yerine getirir. Kültür, bu bağlamda insani; insana özgü ve toplumsal bir karaktere sahiptir. Fichter (1990:120) kültürü ?insan ürünü? olarak değerlendirir.

    Sosyolojide kültür kavramı bir grubun (az yada çok geniş ) üyelerinin ortak edinimlerinin bütünü ifade eder. Bu edinimler şeyleri algılamada, yapılanları değerlendirmede bilinç dışı ve sürekli referans işlemi görerek, davranışların yönlendirilmesinde etkili olurlar. (Muchielli,1991:9).

    Kültürün insan davranışları için referans oluşturması toplumsal açıdan oldukça önemlidir. Bir toplumda bireyler arası ilişkilerin düzenlenerek toplum hayatının meydana geldiği bilinmektedir. Kültür, sosyal kurumlarla çok sıkı bir ilişki içinde bulunur. Sosyal kurumlarda temel olarak toplum içerisinde bireyler arasındaki sosyal ilişkileri düzenler. Fichter (1990:123) kültür ve kurumlar arasındaki ayrımın daha çok analitik olduğunu söyleyerek kültürü toplumdaki kişilerin ortaklaşa paylaştıkları toplam kurumların bileşkesi olarak tanımlar. Aynı sosyologa göre , kurum kültürün en geniş parçasını oluşturur. Kültürün en küçük ve indirgenemez temel oluşturucusu yürürlükteki davranış örüntüsüdür. Sosyal rol, statü ve etkileşim formları ise sosyal kurumların oluşturucuları olarak değerlendirilir. Kültür bünyesinde bir topluma veya gruba ait temel değer, norm ve davranış kalıplarını içerir. Bir toplumun kültürü onun inançları, ahlakı , sanatı , hukuku, dili, gelenek, görenek örf ve adetlerden oluşan karmaşık bir bütündür. Sosyal kurumlar ise düzenlenmiş, tesis edilmiş veya yapılanmış davranış örüntüleri ve bunlardan oluşan sosyal bütünlerdir.

    İnsanlar toplumsal yaşam içerisinde gereksinimlerini karşılamak için diğer insanlarla sosyal ilişkilere girerler. Çünkü, insanlar gereksinimlerini tek başlarına karşılayamazlar. Örneğin; beslenmek, giyinmek,evlenmek,güvenlik, sevgi gibi gereksinimlerimiz tek başımıza karşılayamadığımız , diğer insanlarla ilişkiyi içeren sosyal boyutlu ihtiyaçlarımızdır.

    Sosyal ilişki ve etkileşimin toplum hayatı için en temel önemi grup oluşumunu, grup yaşamını ve bu yaşamla ilgili yapıları; kalıpları ortaya çıkarmasıdır. Sosyal ilişki ve etkileşimin bu bağlamda içinde yaşadığımız karmaşık modern toplum da dahil, bütün sosyal oluşum ve yapıları ortaya çıkaran temel bir toplumsal süreçtir (Erjem,2004)


    SOSYOLOJİK BAKIŞ AÇISI

    Sosyolojik bakış açısı sosyolojini toplumsal olaylara nasıl yaklaştığını, nasıl incelendiğini, sosyolojinin olayları incelemesini diğer sosyal bilimlerden nasıl farklı olduğuyla ilgilidir. Daha öncede ifade edildiği gibi sosyoloji toplumsal bağlam içerisinde sosyal davranışı inceler. Sosyal davranış bireylerin bir anlam ifade eden ve diğer insanlarla ilişkili davranışlarıdır. Sosyal davranış sosyal ilişki ve etkileşim sonucu oluşur. Sosyoloji sosyal davranışı açıklamak için kendine özgü bir bakış açısı geliştirmiştir. Bu bakış açısı belli temel öncüllere dayalıdır.Bunları şöyle ifade edebiliriz:

    · İnsanlar sosyal varlıklardır.

    · Sosyal davranış öğrenilir.

    · Toplum insanların ait olduğu en geniş gruptur.

    · İnsanlar tek boyutlu değildir. Bu nedenle sosyal davranışta çok boyutludur

    · Birey davranışlarındaki ilişki toplamı açısından incelenir.

    * Sosyal davranışın nedeni toplumsaldır.

    Sosyolojik bakış açısıyla bir olayı incelemeyi şöyle ortaya koyabiliriz.Örneğin Mehmet?in işsiz oluşu.


    AÇIKLAMALAR:

    Psikolojik( Bireyci): insanlar tembel , aptal oldukları veya beceriksiz oldukları için işsiz kalırlar. Mehmet?te bu özelliklere sahip oldukları için işsizdir.

    Sosyolojik açıklama: işsizlik toplumdaki eşitsizliğin, dengesizliğin sonucu olarak ortay çıkar. Eşitsizlik kişinin meslek edinmesini, eğitimini olumsuz etkiler. Ayrıca eşitsizlik sonucu toplumun kaynakları da akılcı kullanılıp yatırımlara dönüştürülemez. Mehmet?in işsizliği bu nedenle daha çok toplumsaldır. İşsizlik problemi toplumsal düzenlemeler sonucu çözülebilir ( Erjem ,2004)



    SOSYOLOJİNİN DOĞUŞU VE GELİŞİMİ

    Toplumla ilgili fikir ve düşünceler insanlık tarihi kadar eskidir. Ancak toplumu ve toplumsal olayları bilimsel olarak araştırıp, incelemeyi oldukça yeni bir gelişme olarak değerlendirebiliriz. Bu bağlamda sosyoloji ikiyüzyıllık bir geçmişe sahip bir bilim dalıdır. Sosyoloji 19.yy?da, özellikle Batı Avrupa toplumlarında meydana gelen önemli siyasi, sosyal , ekonomik ve entelektüel gelişme ve değişmelerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Batı Avrupa toplumlarında meydana gelen büyük değişimler modern toplum denilen bir toplum biçimini ortaya çıkarmıştır. Modern toplum, eski topluma ait birbirinden kopuk toplulukların bütünleşmesini, gelenek ve dinden kopmayı, bireyleşmeyi, rasyonelleşmeyi, kentleşmeyi, eşitsizliği kapsayan bir dizi süreçle ortaya çıkmıştır. Bu karmaşık toplumu incelemek sosyolojinin konusu haline gelmiştir.Modern toplumu oluşturan olaylar şunlardır:

    1. Ulus devletin yükselişi.
    2. Endüstrileşme
    3. Kapitalizmin yükselişi
    4. Sosyalist ülkelerin ortaya çıkışı
    5. Temsili demokrasinin doğuşu
    6. Bilim ve teknolojideki gelişmeler
    7. Kentleşme
    8. Kitle iletişim araçlarının gelişimi ve çeşitlenmesi
    9. Rönesans
    10. Aydınlanma
    11. Fransız ve Amerikan devrimleridir.

    Sosyoloji kelimesi Fransız sosyologu ve tarih felsefecisi A. COMTE tarafından icat edilmiştir. Comte sosyal olayları doğa bilimleri modelinde kurmayı amaçlayan bir sosyoloji kurmak istemiş, ancak bunu başaramamıştır. Daha sonra Comte?u takip eden Fransız sosyologu E. Durkheim, sosyolojinin konusu, yöntemi ve akademik yaşamda yer alması konusunda önemli çalışmalar yaparak sosyolojinin gerçek olarak kurulmasını sağlamıştır. Daha sonraki gelişmeler sosyolojinin bütün dünyada giderek daha çok yayılmasına neden olmuştur. Sosyolojiye önemli katkı sağlayan başlıca düşünürler E. Durkheim , K. Marks, M. Weber, V. Pareto,G.Simmel,W. Mills ve T. Parsons?dur.Türkiye?de sosyolojinin kurucusu ise Ziya Gökalp?dir.


    Kaynak: http://www.mersin.edu.tr/ozelb.php?fid=3&id=20&oid=260
    (egitlopedi , 2006-10-11 11:08:39)
  3. Tanımladığı bir deri hastalığı, Behçet Hastalığı adıyla dünya tıp literatürüne geçen, deri ve zührevi hastalıklar uzmanı Ordinaryüs Profesör Hulusi Behçet geçirdiği kalp krizi sonucu 8 Mart 1948?de öldü. 1889?da İstanbul?da doğan Behçet, Tıbbiye?yi bitirdikten sonra, Gülhane Tıp Akademisi?nde, Kırklareli ve Edirne askeri hastanelerinde çalıştı. 1918?de konusuyla ilgili araştırmalar yapmak üzere önce Budapeşte?ye, ardından Berlin?e gitti. Yurda döndükten sonra bir süre serbest çalıştı. 1923?te Hasköy Zührevi Hastalıklar Hastanesi?ne başhekim olarak atandı; daha sonra Gureba Hastanesi?ne geçti. 1933 Üniversite Reformu?nda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri Hastalıkları ve Frengi Kliniği profesörlüğüne getirildi. 1939?da ordinaryüs profesör oldu. O güne değin farklı uzmanlık dallarındaki bilim adamlarının değişik biçimlerde tanımladığı deri hastalığını, 25 yıllık bir araştırma sonucu tamamladı. Körlüğe yol açan bu hastalığa bir virüsün neden olduğunu saptadı. Yaptığı bilimsel araştırmaları yerli ve yabancı tıp dergilerinde yayımladı. 1947?de Cenevre?de toplanan Uluslararası Tıp Kongresi, hastalığa ?Morbus Behçet? (Behçet Hastalığı) adını verdi. Şark çıbanı konusunda da araştırmalar yapan Behçet?in çok sayıda bilimsel yayını vardır.

    Kaynak: http://www.erecete.com/Content.asp?CategoryID=5
    (egitlopedi , 2006-10-11 12:51:57)
  4. Eski çağlardan beri var olduğu sanılan bir hastalıktır. Hipokrat tarafından Behçet Hastalığı na benzer bir tablo ateşli ve salgın hastalık olarak tanımlanmıştır. Tıp literatüründe bir Türk ismiyle tanımlanmış ve kabul görmüş bir hastalık olan Behçet Sendromu ilk kez 1937 yılında cilt hastalıkları profesörü olan Hulusi Behçet tarafından tanımlanmıştır. O dönemde tarif edilen üç olguda ağız, genital organ yaraları ve göz tutulumu vardı. Ancak günümüzde pek çok organ ve sistem tutulumu olduğu anlaşılmış ve klinik belirtilerin de çeşitliliği artmıştır.

    Behçet hastalığının başlangıç yaşı genellikle 15-30 yaşları arasında olmaktadır.Ancak çocukluk yaşları ve 50 yaş üzerinde de görülebilmektedir.Genç ve erkek cinste daha şiddetli seyreden bir hastalıktır. Akdeniz kuşağında daha sık görüldüğü tarzında bir görüş vardır.Ayrıca HLA B51 isimli bir doku grubu taşıyan kişilerde daha ağır tablolara yol açabilmektedir.

    Hastalık sistemleri tutan bir vaskülit yani damar iltihaplanması tablosudur. Bu hastalığa neyin ya d a nelerin neden olduğu ya da hastalığı başlattığı konusunda pek çok teori olmasına rağmen halen günümüzde kesin olarak neyin neden olduğu bilinmemektedir.Buradan da anlaşılabileceği gibi tedavinin de kesin sonucu olamayacaktır.

    Belirtileri
    Behçet hastalığının belirtileri ağızda tekrarlayan yaraların (oral aft) yada hafif deri yakınmalarının olduğu silik klinik tablolardan, büyük damar vaskülitine kadar ağır tablolara dek değişiklik gösterebilir. Basitçe sıralamak gerekirse ; ağızda ülserasyonlar, genital bölgede ülserasyonlar,deri belirtileri, göz tutulumu, eklem tutulumu, toplar damar iltihaplanması(tromboflebit), nörolojik tutulum ve mide barsak sistemi tutulumu söz konusu olmaktadır.

    Yukarıda sayılan belirtilerden oral aftlar hemen bütün hastalarda bulunan en sık görülen belirtidir. Genellikle yarım santimetreden küçük tekrarlayıcı tarzda ağrılı aftlardır. Büyük olanlar beslenme güçlüğüne yol açabilirler. Genital bölgede yer alan yaralar genellikle zımba ile delinmiş görüntüsü veren ülserlerdir.İyileşirken genellikle iz bırakırlar ve teşhis açısından oldukça yardımcı ve faydalı bir belirti oluştururlar.Hastalarda görülen deri lezyonlar çok çeşitli olabilmektedir.Bu belirtilerden birisi olmak üzere özellikle Türkiye,Japonya ve diğer Akdeniz ülkelerindeki hastalarda daha sık bulunan Paterji testi ismi verilen bir bulgudur.Bu testin pozitif oldu hastalarda steril bir enjeksiyon iğnesinin batırıldığı cilt alanında bir iltihaplı cilt bulgusu elde edilmektedir.

    Göz tutulumu genellikle hastalığın başlangıcındaki ilk iki yıl içinde görülür.Gözün ön ve arka kısımlarını birlikte etkileyen bu tutulum hastaların %10-20 sinde körlüğe yol açmaktadır. Eklemlerden en çok diz ve ayak bileği ve el bileği hastalığa katılır.Eklem lerdeki iltihabi tablo birkaç günden birkaç haftaya dek uzayabilir.Ancak şekil bozukluğuna neden olmaz.

    Toplar damar tutulumu hastaların neredeyse dörtte birinde görülmektedir.Hemen daima erkek hastalarda görülen bir tutulumdur. Atar damar tutulumu genellikle hastalığın geç dönemlerini tercih etmektedir.Anevrizma denen atar damar baloncuklanması ve damar tıkanması seklinde karşımıza çıkmaktadır .Anevrizmanın patlayarak ölüme neden olması söz konusu olabilmektedir.

    Merkezi sinir sisteminin hastalığa yakalanması oranı çok yüksek olmamakla birlikte ciddi ölüm nedenlerindendir.Birçok bulgu ve belirtinin yanı sıra psikiyatrik klinik tablolarla da karşılaşılabilinmektedir.Mide barsak sisteminin hastalığa katılımı seyrek olmakla birlikte barsaklarda ülser oluşumu bilinmektedir.

    Behçet sendromunu teşhis ettiren özel bir laboratuar bulgusu yoktur. Hekimin yukarıdaki klinik veriler ile birtakım laboratuar değerlerini birleştirip ayrıca uluslar arası çalışma gruplarınca sıralanmış bazı tanı kriterlerini göz önüne alarak kanaat oluşturması ile bu hastalığın varlığına karar verilebilmektedir. Hastalık tablosu zaman zaman iyileşmeler ve alevlenmelerle seyreden bir tablodur.Yaşın ilerlemesi ile iyilik hali zamanı uzar ve alevlenmeler azalır.

    Yukarıda da belirttiğimiz gibi hastalığın nedeni bilinmediği için kesin tedavisi de yoktur. Pek çok organ ve sistemi ilgilendirdiği görülen hastalığın tedavisinde de çok ayrı branşlardan hekimlerin tedavi katkısı olmaktadır. Böyle bir olguda hekimler arası işbirliği tedavinin başarısı ve hastanın sağlığı yönünden özel önem arz etmektedir. Zaten günümüzde Behçet sendromu mültidisipliner anlayış ile takip merkezlerince değerlendirilip tedavisine çalışılmaktadır.


    Kaynak: http://www.erecete.com/Content.asp?CategoryID=5
    (egitlopedi , 2006-10-11 12:53:40)
  5. (egitlopedi , 2006-10-11 14:01:12)
  6. (egitlopedi , 2006-10-11 14:06:42)
  7. (egitlopedi , 2006-10-11 23:24:04)
  8. (egitlopedi , 2006-10-11 23:25:12, 2006-10-11 23:25:42)
  9. (egitlopedi , 2006-10-11 23:26:58)
  10. (egitlopedi , 2006-10-11 23:37:36)